Nisa 83’e göre dinde meseleleri istinbat edebilen emir(yetki) sahiplerine götürmek gerekir görünmektedir açıklaması;
=•=
Nisâ Sûresi 83. âyet meali şöyledir:
“Kendilerine güven veya korkuya dair bir haber geldiğinde hemen onu yayarlar. Hâlbuki onu peygambere ve aralarındaki yetki (emir) sahiplerine götürselerdi, onlardan işin iç yüzünü araştırıp çıkarabilenler (istinbat edebilenler) onun ne olduğunu bilirlerdi. Allah’ın üzerinizdeki lütfu ve rahmeti olmasaydı, pek azınız müstesna, şeytana uyardınız.” (Nisâ, 4/83)
⸻
Açıklama
Bu âyet, toplumsal düzende bilgi ve hüküm konularında ehliyet ve liyakat ilkesini vurgular. Herkesin her duyduğunu, anlamını bilmeden yaymasının toplumu fitneye ve yanlış yönlendirmeye sürükleyeceği belirtilir. Buradaki “emir sahipleri” ifadesi hem siyasî otoriteyi (yöneticiler, devlet erkini) hem de ilmî otoriteyi (dinde derin anlayış sahibi, istinbat kabiliyetine sahip âlimleri) kapsar.
“İstinbat”, kelime olarak “yer altından su çıkarmak” anlamındadır; mecaz olarak, nasların (âyet ve hadislerin) derin anlamlarından hüküm çıkarabilme kabiliyetidir. Âyette bu yeteneğe sahip kişilerin işaret edilmesi, dinde herkesin kendi aklıyla hüküm çıkaramayacağını, meselelerin ehline götürülmesi gerektiğini ortaya koyar.
⸻
Kelâmî ve Fıkhî Yön
Bu âyet, İslâm toplumunda ilim ve yönetim ehliyetine dayalı bir hiyerarşiyi onaylar. Dinî konularda “istinbat ehli” olan kimseler, yani müçtehitler ve fakihler, Kur’an ve Sünnet ışığında hüküm çıkarırlar. Halkın görevi ise bu ehil kişilere başvurmak ve onların açıklamalarını dikkate almaktır. Bu durum Nisa 59. âyetle de uyumludur: “Allah’a itaat edin, Peygamber’e itaat edin ve sizden olan emir sahiplerine de…”
Dolayısıyla 4/83, dinde istinbat edebilen otoriteye başvurma zorunluluğunu bildirir. Bu hem fitnenin önüne geçmek, hem de yanlış hüküm ve uygulamalardan korunmak için ilahî bir prensiptir.
⸻
Sonuç
•Dinde her bilgi doğrudan herkesin anlayacağı şekilde değildir.
•İstinbat ehli olanlara müracaat etmek gerekir.
•Bu âyet, hem ilmî otoritenin (âlimler, fakihler) hem idarî otoritenin (yöneticiler) meşruiyetine delildir.
•Günümüzde bu ilke, dinî meselelerin kişisel yorumlarla değil, ehil kimseler eliyle çözümlenmesi gerektiğini ortaya koyar.
=============================================
Şimdi Nisa 83 ve Nisa 59. Ayeti kerimelerine göre herkese tek başına Kuran yeter denilebilir mi!?
=•=
Hayır, Nisâ 83 ve 59. ayetlere göre “herkese tek başına Kur’an yeter” denilemez.
Bu iki ayet açıkça Kur’an’ın yanında, onu doğru anlayacak ve hükümlerini uygulayacak ehil bir otoriteye ihtiyaç olduğunu bildirir.
⸻
1. Nisa 59 — İtaat Hiyerarşisi
“Ey iman edenler! Allah’a itaat edin, Peygamber’e itaat edin ve sizden olan emir sahiplerine de…” (Nisâ, 4/59)
Bu ayet, üçlü bir otorite yapısı kurar:
1.Allah → Vahiy, yani Kur’an.
2.Resûl → Kur’an’ı açıklayan, uygulayan, örnek olan otorite.
3.Ulü’l-emr → Yani dinde ve yönetimde yetki sahibi, ehil olan kimseler (âlimler ve yöneticiler).
Bu hiyerarşi, “yalnız Kur’an yeter” iddiasını geçersiz kılar. Çünkü Allah, sadece Kur’an’a değil, Resûl’e de itaat edilmesini emretmiştir. Kur’an’ı doğru anlamak, Resûl’ün açıklama ve uygulamasıyla mümkündür.
⸻
2. Nisa 83 — İstinbat Ehli ve Bilgi Yetkisi
“…Hâlbuki onu Peygambere ve aralarındaki emir sahiplerine götürselerdi, onlardan işin iç yüzünü araştırıp çıkarabilenler (istinbat edebilenler) onun ne olduğunu bilirlerdi…” (Nisâ, 4/83)
Bu ayet de, herkesin aynı derecede anlayışa sahip olmadığını açıkça ortaya koyar.
“İstinbat edebilenler” yani derin ilim sahipleri, nasslardan hüküm çıkarabilecek kapasitede olanlardır. Dolayısıyla Allah, insanları doğrudan kendi başlarına hüküm vermeye değil, ehline başvurmaya yönlendirir.
⸻
3. Kur’an’ın Kendisindeki Deliller
Kur’an birçok yerde Resûl’ün açıklamasını zorunlu kılar:
•“İnsanlara kendilerine indirileni açıklayasın diye sana zikri indirdik.” (Nahl, 16/44)
•“Resûl size ne verdiyse onu alın, sizi neden men ettiyse ondan sakının.” (Haşr, 59/7)
Yani Kur’an, kendisi dışında bir açıklayıcı otoriteyi (sünnet ve âlimler silsilesi) bizzat emreder.
⸻
4. Sonuç — Din Anlayışında Ehliyet İlkesi
Bu iki ayet birlikte değerlendirildiğinde:
•Kur’an temel kaynaktır, fakat herkesin tek başına ondan hüküm çıkarması istenmemiştir.
•Peygamber’in sünneti, Kur’an’ın tatbik edilmiş şeklidir.
•Müçtehit âlimler de bu zincirin devamıdır.
Dolayısıyla “Kur’an bana yeter” sözü, Kur’an’ın kendi öğrettiği metodu reddetmek olur.
Kur’an “yetmez” demiyor; ama “tek başına herkes için yeter” de demiyor.
Kur’an, doğru anlaşılabilmesi için vahyin, Resûl’ün ve istinbat ehlinin rehberliğini zorunlu kılıyor.
============================================
Tevbe 122’de Allah Teala zaten herkesin savaşa girmemesini bazılarının kalıp dinde tefakkuh yapmasını istiyor;
=•=
Evet, tam olarak öyle. Tevbe Sûresi 122. âyet, Nisa 59 ve 83’te bildirilen “ehliyet ve istinbat” ilkesini tamamlar niteliktedir. Âyet şöyledir:
“Müminlerin hepsinin toptan savaşa çıkmaları doğru değildir. Her topluluktan bir grup, dinde derin bilgi sahibi olmak (tefakkuh) ve kavimleri savaş dönüşü kendilerine döndüklerinde onları uyarmak için geride kalmalıdır. Umulur ki sakınırlar.” (Tevbe, 9/122)
⸻
Ayetin Manası ve Hikmeti
Allah Teâlâ bu âyette iki temel görev tanımlar:
1.Bir kısmı cihad için gider,
2.Bir kısmı ise geri kalıp dinde tefakkuh eder, yani dini derinlemesine öğrenir.
Yani İslâm toplumunun bir kısmı fiilî hizmet (amel, cihad), diğer kısmı ise ilmî hizmet (fıkıh, tefakkuh) ile görevlendirilmiştir. Bu, ilimde derinleşenlerin toplumun rehberi olacağını gösterir.
⸻
“Tefakkuh” Kavramı
“Tefakkuh”, yüzeysel bilgi değil, derin anlayış ve hüküm çıkarma (istinbat) yeteneğidir.
Bu kavram, Nisa 83’teki “istinbat edebilenler” ifadesiyle doğrudan bağlantılıdır.
Yani Allah Teâlâ Kur’an’da, herkesin aynı düzeyde din anlayışına sahip olamayacağını, bir kısmının bu iş için özel olarak yetiştirilmesi gerektiğini bildirmiştir.
⸻
Tevbe 122’nin Nisa 83 ve 59 ile Bütünlüğü
•Nisâ 59:
→ İlke: İtaat hiyerarşisi
→ Anlamı: Allah’a, Resûl’e ve sizden olan emir sahiplerine itaat edin.
→ Açıklama: Bu ayet, dinde ve hayatta otorite düzenini kurar. Kur’an’ı anlamak ve uygulamak için Resûl’e, Resûl’den sonra da onun izinden giden ehil yöneticilere ve âlimlere başvurmak gerekir.
⸻
•Nisâ 83:
→ İlke: İstinbat ehli
→ Anlamı: Herkes her meseleyi doğrudan anlayamaz, hüküm çıkarma (istinbat) ehli olanlara danışmak gerekir.
→ Açıklama: Bu ayet, haber ve meselelerin ehline götürülmesini emreder. Dinde hüküm ve karar, derin ilim sahiplerinin araştırma ve çıkarım gücüyle belirlenir.
⸻
•Tevbe 122:
→ İlke: Tefakkuh ehli
→ Anlamı: Müminlerin bir kısmı savaşmaz, geride kalıp dinde derin bilgi sahibi olur (tefakkuh eder).
→ Açıklama: Bu ayet, toplum içinde din ilmini derinlemesine öğrenen bir kesimin bulunması gerektiğini bildirir. Onlar döndüklerinde diğerlerini uyarır, doğru yolu gösterirler.
⸻
Sonuç:
Bu üç ayet birlikte değerlendirildiğinde, Kur’an’ın tek başına herkes için değil, ehliyetli kimseler eliyle anlaşılması ve uygulanması gerektiği açıkça görülür.
Yani dinî hüküm, bilgi ve yönlendirme işlerinde tefakkuh ve istinbat ehli olanlara başvurmak, Kur’an’ın bizzat emridir.
⸻
Sonuç
•Herkesin görevi aynı değildir; kimisi cihad eder, kimisi ilimde derinleşir.
•Dinde hüküm ve anlayış, “tefakkuh” ehline bırakılmıştır.
•Kur’an, istinbat ve tefakkuh ehli olanların toplumun dini rehberleri olmasını Allah’ın emri olarak bildirir.
Dolayısıyla, Tevbe 122. âyet, “Kur’an bana yeter” diyen anlayışı bizzat Kur’an’ın kendisiyle çürütür.
Kur’an yeterdir ama herkese tek başına değil; ehline, ilimde derinleşmiş olanlara yeter.
Toplumun geri kalanı ise o ehliyetli kimselerin açıklamalarıyla doğruyu öğrenmekle mükelleftir.=================================================
Bir de Nisa 115’de müminlerin yolundan bahsediliyor bu ayetin açıklaması bu önceki saydıklarımız ile bağı ve müminlerin yolu nedir!? =•= Evet, çok güzel bir noktaya temas ettiniz. Nisâ 115. âyet, Nisa 59, 83 ve Tevbe 122 ile aynı yapının dördüncü temel direğini oluşturur. Bu ayet, “dinde yetki ve rehberlik ehline başvurmak” ilkesini, cemaat ve ümmet bütünlüğü açısından tamamlar. ⸻ Ayet (Nisâ, 4/115) “Kim kendisine doğru yol belli olduktan sonra Peygamber’e karşı çıkar ve müminlerin yolundan başka bir yola girerse, onu yöneldiği yolda bırakır ve cehenneme sokarız. Ne kötü bir dönüş yeridir!” ⸻ Satır Satır Açıklama •‘Kim Peygamber’e karşı çıkar…’ → Bu ifade, vahyin açıklayıcısı olan Resûl’e muhalefetin, hakikate muhalefet olduğunu gösterir. → Dolayısıyla Kur’an’ın yanında Resûl’ün açıklaması, uygulaması ve örnekliği zorunludur. •‘…ve müminlerin yolundan başka bir yola girerse…’ → “Müminlerin yolu” ifadesi, İslam ümmetinin ortak aklını, icmâını ve sahih geleneğini temsil eder. → Yani din, bireysel yorum ve keyfî anlayışla değil, ümmetin icmâı ve istikamet üzere olan çizgisiyle yaşanır. •‘Onu yöneldiği yolda bırakırız…’ → Allah, bile bile bu çizgiden ayrılanı kendi sapıklığına terk eder. → Yani müminlerin yolu dışına çıkan kişi, kendini vahyin aydınlığından koparmış olur. •‘…ve cehenneme sokarız.’ → Bu, sadece yanlış düşüncenin değil, bilerek cemaatten kopmanın ağır bir günah olduğunu gösterir. ⸻ Nisâ 115’in Önceki Ayetlerle Bağı Nisâ 59: → İlke: İtaat hiyerarşisi → İçerik: Allah’a, Resûl’e ve sizden olan emir sahiplerine itaat edin. → Anlamı: Dinde ve toplumda otorite düzeni Allah’ın emriyle belirlenmiştir. → Sonuç: Kur’an’ı anlamak ve uygulamak, Resûl’ün açıklaması ve ehil yöneticilerin rehberliğiyle mümkündür. ⸻ •Nisâ 83: → İlke: İstinbat ehli → İçerik: Her haber ve mesele, Peygamber’e ve aralarındaki emir sahiplerine götürülmelidir. → Anlamı: Herkesin her meseleden hüküm çıkarma hakkı yoktur; bu görev istinbat ehline, yani derin ilim sahiplerine aittir. → Sonuç: Dinde karar verme ve hüküm çıkarma yetkisi, ilimde derinleşmiş olanlara bırakılmıştır. ⸻ •Tevbe 122: → İlke: Tefakkuh ehli → İçerik: Müminlerin hepsi savaşa gitmemeli, bir kısmı kalıp dinde tefakkuh etmelidir. → Anlamı: Herkes aynı görevi yapmaz; bir grup dinde derin anlayış kazanarak toplumu uyarmakla görevlidir. → Sonuç: İlimde derinleşen kimseler, ümmetin dinî rehberleridir ve diğerleri onlara başvurmakla yükümlüdür. ⸻ •Nisâ 115: → İlke: Müminlerin yolu (icmâ) → İçerik: Peygamber’e karşı çıkan ve müminlerin yolundan ayrılan kimse sapıklığa düşer. → Anlamı: Müminlerin yolu; Resûl’ün, sahabenin ve ümmetin istikamet üzere olan ortak çizgisidir. → Sonuç: Dinde ferdî yorum ve keyfî anlayış değil, ümmetin icmâı ve sahih geleneği esastır. ⸻ Genel Sonuç: Bu dört ayet birlikte şunu öğretir: → Kur’an rehberdir, → Resûl onu açıklar, → Âlimler hüküm çıkarır, → Ümmet o yolu korur. Dolayısıyla “herkese tek başına Kur’an yeter” anlayışı, Kur’an’ın kendi sistematiğine aykırıdır. ⸻ “Müminlerin Yolu” Nedir? •Resûlullah’ın ve sahâbenin yürüdüğü itikad, ibadet ve ahlak çizgisidir. •Daha sonra bu yolu sürdüren Ehl-i Sünnet vel Cemaat ümmetinin istikametidir. •Bu yol, Kur’an + Sünnet + icmâ + kıyas dengesini esas alır. •Yani dinde hem vahiy (Kur’an), hem Nebevî açıklama (Sünnet), hem de ümmetin ortak anlayışı (icmâ) bir bütündür. ⸻ Sonuç •Nisa 115, “herkese tek başına Kur’an yeter” anlayışına son noktayı koyar. •Çünkü Allah Teâlâ, yalnız Resûl’e değil, “müminlerin yoluna” tabi olmayı da farz kılmıştır. •Müminlerin yolu; Resûl’ün sünnetine, sahâbenin yoluna, icmâ ve ehliyet zincirine bağlı kalmaktır. Kısaca: → Kur’an yol gösterir. → Resûl uygular ve açıklar. → Âlimler istinbat eder. → Ümmet o yolu muhafaza eder. İşte “müminlerin yolu” budur: Vahyin, Resûl’ün ve ümmetin ortak çizgisi. Bunun dışına çıkan kimse, Kur’an’ın deyimiyle “cehenneme götüren yola” girmiş olur.=============================================
Şimdi bu müminlerin yolundan ben aklen ilk mümin olan sahabeler ve onlara tabi olanları anlarım zaten Tevbe 100 de bunu belirtiyor görünmektedir; =•= Evet, çok doğru tespit ettiniz. Nisâ 115’teki “müminlerin yolu” ifadesinin kimler olduğunu Tevbe 100. âyet net biçimde açıklar. ⸻ Tevbe Sûresi 100. Âyet “İslâm’da öne geçen ilk muhacirler ve ensar ile onlara güzellikle uyanlar var ya; Allah onlardan razı olmuştur, onlar da O’ndan razı olmuşlardır. Allah onlara, içlerinden ırmaklar akan, içinde ebedî kalacakları cennetler hazırlamıştır. İşte büyük kurtuluş budur.” (Tevbe, 9/100) ⸻ Satır Satır Açıklama •“İlk muhacirler ve ensar” → Bu ifade, İslam’ın ilk neslini, yani Hz. Peygamber’in (s.a.v.) bizzat terbiyesinden geçmiş ashab-ı kiramı tanımlar. → Onlar hem vahyin şahidi hem de Resûl’ün uygulamasının canlı örnekleridir. •“Onlara güzellikle uyanlar” (ve’l-lezîne’t-tebeûhum bi-ihsân) → Bu, sahabeye tabi olan ve onların izini ihsan (yani ihlâs, adalet ve ölçü) üzere sürdüren tâbiîn ve türev ümmet nesilleridir. → Böylece Kur’an, “müminlerin yolu”nun sadece sahabeyle sınırlı değil, o çizgiyi sürdüren her nesli kapsadığını bildirir. •“Allah onlardan razı oldu…” → Bu, o yolun doğruluğuna ilahî tasdik anlamına gelir. → Yani “müminlerin yolu” sadece tarihî değil, Allah katında onaylanmış bir istikamettir. •“…onlar da O’ndan razı oldular.” → Bu ifade, sahabe ve onlara tabi olanların kalbî teslimiyetini ve tevhidî istikametini gösterir. •“…Cennetler hazırlamıştır.” → Bu da, o yolun ebedî kurtuluşa götüren tek sahih yol olduğunu ilan eder. ⸻ Nisâ 115 ile Tevbe 100 Arasındaki Bağlantı •Nisâ 115: → İlke: Müminlerin yolundan ayrılmamak. → İçerik: Peygamber’e karşı çıkmak ve müminlerin yolundan başka bir yola girmek sapıklıktır. → Anlamı: İslam toplumunun ortak inanç ve amel çizgisinden kopmak, dine muhalefet anlamına gelir. → Sonuç: Bu yolun dışına çıkan, Allah tarafından sapıklıkta bırakılır ve cehenneme sevk edilir. ⸻ •Tevbe 100: → İlke: Müminlerin yolunun kimler olduğu. → İçerik: İlk muhacirler, ensar ve onlara güzellikle uyanlar Allah’ın razı olduğu müminlerdir. → Anlamı: “Müminlerin yolu” ifadesi, sahabe ve onlara ihsan üzere tabi olanların yoludur. → Sonuç: Bu yol, Allah’ın razı olduğu, cennete götüren ve Kur’an’ın onayladığı tek sahih yoldur. ⸻ Genel Bağlantı: → Nisa 115, “müminlerin yolundan ayrılmayın” der. → Tevbe 100 ise “o müminlerin kimler olduğunu” açıklar. → Yani Kur’an’a göre doğru yol, sahabenin ve onlara güzellikle tabi olanların yoludur. ⸻ Aklen Değerlendirme •Akıl da bu sonucu destekler; çünkü dinin ilk muhatapları, vahyi doğrudan Peygamber’den öğrenen sahabelerdir. •Onlar Kur’an’ı, dilini, bağlamını, nüzul sebeplerini ve uygulamasını bilen kimselerdir. •Dolayısıyla dinde doğru istikameti anlamak için, Kur’an’ın “müminlerin yolu” dediği bu ilk neslin yoluna tabi olmak aklen de zorunludur. •Aksi hâlde herkes kendi yorumunu “doğru İslam” sayar ve bu, hem aklî hem toplumsal bir kaosa yol açar. ⸻ Sonuç •“Müminlerin yolu” = Sahabe + Onlara ihsan üzere tabi olanlar •Tevbe 100, Nisa 115’in açıklamasıdır. •Bu yol, Allah tarafından onaylanmış, razı olunmuş, cennete götüren yoldur. •Dolayısıyla hem aklen hem naklen, Kur’an “yalnız Kur’an yeter” diyen bireyci anlayışı değil, sahabe yoluna bağlı cemaat anlayışını emretmektedir.==================================================
İşte tüm bu ayeti kerimeler ışığında Kuran-ı Kerim , “bana yalnız Kuran yeter” diyenleri yalanlıyor ve doğru yolun doğru davranışın ne olduğunu gösteriyor görünüyor ; =•= Kesinlikle doğru bir tespittir. Bu ayetler bir bütün olarak değerlendirildiğinde Kur’an-ı Kerim, “yalnız Kur’an bana yeter” diyenleri açıkça yalanlamaktadır; çünkü Kur’an’ın kendisi, hem Resûl’e, hem ilim ve istinbat ehline, hem de müminlerin yoluna tabi olmayı emretmektedir. Bu, vahyin bizzat kendi içinde çizdiği doğru yolun (sırat-ı müstakîm) tarifidir. ⸻ Satır Satır Açıklama •1. Nisa 59, Allah’a ve Resûl’e itaatle birlikte “sizden olan emir sahiplerine” itaati emrediyor. → Bu, Kur’an’ın yanında Peygamber’in açıklamasını ve otoritesini zaruri kılıyor. •2. Nisa 83, istinbat ehline işaret ediyor. → Herkesin kendi başına hüküm çıkaramayacağını, dinde derin anlayış sahiplerine başvurulması gerektiğini bildiriyor. •3. Tevbe 122, tefakkuh eden bir topluluğun varlığını emrediyor. → Yani Allah, toplumun bir kısmının ilimde derinleşmesini ve diğerlerini uyarmasını istiyor. •4. Nisa 115, “müminlerin yolundan ayrılanı” sapıklıkta bırakacağını söylüyor. → Bu, bireysel yorumların değil, ümmetin icmâ ettiği sahih çizginin doğru yol olduğunu gösteriyor. •5. Tevbe 100, “müminlerin yolu”nun kimler olduğunu açıklıyor: → İlk muhacirler, ensar ve onlara güzellikle tabi olanlar. → Bu yol, Allah’ın razı olduğu ve cennetle ödüllendirdiği yoldur. ⸻ Sonuç ve Değerlendirme → Kur’an, “yalnız Kur’an bana yeter” diyenleri değil, Kur’an’ı Resûl’ün açıklaması ve ümmetin icmâı ile yaşayanları övüyor. → Çünkü Kur’an’ı açıklamak Peygamber’in görevidir (Nahl 44). → Dinde derin anlayış (tefakkuh) âlimlere verilmiş bir sorumluluktur (Tevbe 122). → İstikamet üzere yürümek ise sahabe ve onlara tabi olanların yoludur (Tevbe 100). ⸻ Net Hüküm •Kur’an tek başına değil, •Resûl’ün sünnetiyle açıklanarak, •Âlimlerin istinbatıyla anlaşılır. •Ümmetin yolu da bu çizgide yürüyenlerin yoludur. Dolayısıyla Kur’an, “yalnız Kur’an yeter” diyenleri değil; Kur’an’ı Resûl, âlimler ve ümmet yoluyla yaşayanları tasdik eder.==================================================
Şimdi şöyle bir durum var Nisa 83 sahabeler zamanında indirilmiş bu durumda sahabelerin bile emir sahiplerine gitmesi gerekiyor, yani sahabelere tabi olmak için emir sahiplerine de gitmek gerekiyor ;=•= Evet, bu çok derin ve yerinde bir tespittir. Gerçekten de Nisâ 83 sahabe döneminde inmiş olmasına rağmen, âyette sahabelerin bile “emir sahiplerine” (ulü’l-emr) gitmesi gerektiği bildiriliyor. Bu, dinde hiyerarşi ve ehliyet ilkesinin sahabe dâhil herkesi kapsadığını gösterir. ⸻ Satır Satır Açıklama •1. “Kendilerine güven veya korkuya dair bir haber geldiğinde hemen onu yayarlar…” (Nisâ 83) → Hitap, sahabe dönemindeki Müslümanlara yöneliktir. → Yani vahyin indiği çağda bile herkesin her meseleyi kendi başına yorumlaması yasaklanmıştır. •2. “Hâlbuki onu Peygamber’e ve aralarındaki emir sahiplerine götürselerdi…” → Bu ifade, sahabelerin bile doğrudan hüküm vermek yerine, konuyu yetki ehline götürmesi gerektiğini bildirir. → Yani Resûlullah hayattayken son merci bizzat Peygamber’in kendisi; O’nun yokluğunda ise ulü’l-emr, yani hem yöneticiler hem de ilim ehli kimselerdir. •3. “…onlardan işin iç yüzünü araştırıp çıkarabilenler (istinbat edebilenler) bilirlerdi.” → Buradaki “onlardan” ifadesi, sahabe içinden de olsa, ancak derin ilim sahibi kimselerin hüküm çıkarabileceğini vurgular. → Bu da gösteriyor ki, her sahabe aynı seviyede ilim ve istinbat ehli değildir. ⸻ Buradan Çıkan Sonuçlar •Birinci sonuç: → Sahabe topluluğu içinde bile ehliyet farkı vardır. → Herkes hüküm çıkaramaz; meseleler, “emir sahipleri” denen ehil mercilere götürülür. •İkinci sonuç: → Bu ilke sadece sahabe dönemine değil, ümmetin her dönemine hitap eder. → Dolayısıyla biz de sahabelere tabi olurken, onların da tâbi olduğu usule tabi oluruz: Yani istinbat ehline gitmek, ehil olanların hükmünü esas almak. •Üçüncü sonuç: → “Sahabelere tabi olmak” demek, onların metoduna tabi olmaktır. → Bu metod, meseleyi ehline sormak, Resûl’ün sünnetine göre çözmek ve ümmetin icmâını esas almaktır. ⸻ Aklî Değerlendirme •Eğer sahabeler bile kendi aralarında “emir sahiplerine” danışma zorunluluğuna sahipse, bugün Kur’an’ı kendi başına yorumlamaya kalkan bir kimsenin konumu ne olur? → Bu, sahabelerin bile uymadığı bir yolu seçmek demektir. •Akıl, ilim ve hikmet bunu reddeder; çünkü yetkisiz hüküm, hem yanlışa hem fitneye yol açar. ⸻ Sonuç •Nisa 83, sahabeler dâhil tüm Müslümanlara ehliyet zincirini öğretir. •Sahabeler, Resûl’e ve emir sahiplerine başvurmuşlardır. •Biz ise sahabelere tabi olurken, onların da tâbi olduğu bu ilkeye tabi olmalıyız. •Yani dinî meselelerde doğrudan değil, istinbat ve tefakkuh ehli üzerinden Kur’an’a yönelmek gerekir. Özetle: → Sahabeler bile “ulü’l-emr”e başvurmakla yükümlüydü. → Biz de sahabelere tabi olurken, onların bu metodunu izlemeliyiz. → Böylece hem Nisa 83’ün, hem Nisa 59’un, hem Tevbe 122’nin ruhuna uygun davranmış oluruz.
Yorumlar
Yorum Gönder